Nurcan KONGUR

İdlib’de Türkiye’nin Bahar Kalkanı Harekatının Bir Hamle Sonrası Ne Olacak?


Nurcan KONGUR
3 Mart 2020 Salı 14:43

İdlib bugün radikal grupların birarada olduğu adeta bir çöplüğe dönüşmüştür. Türkiye sınırları içerisinde demografik yapı değişiklikleri gerçeği ile beraberinde getireceği ve geleceğimizi etkileyecek risklerle yüz yüzedir.

İdlib nüfusu değiştirilmek isteniyor ve orada ki halk tamamen Türkiye ye doğru bir göçe zorlanıyorken.. Türkiye kimsenin beklemediği Bahar Kalkanı Harekatıyla ters köşe hamlesi yapmış ve üzerine kurulan art niyetli düşmanca plan ve hesapları alt üst etmiştir.

Türkiye’nin ileriki zamanlarda beş yıl sonrasına baktığınızda %5’lik nüfusunun arap olacağı gerçeği söz konusudur. Bu nüfus farklılığı oranlarının iyi okunarak, yapılacak hamlelerin, gelecekteki Türkiye gerçeğine olumlu olumsuz etkilerinin ne olabileceği şimdiden analiz edilerek belirlenmelidir.

İdlib’in nüfus yapısı ABD, İsrail, Arap Emirlikleri, Esed tarafından değiştirilerek gelecekte orada başka bir millet, başka bir ırk oluşturulmasının temelleri şimdiden atılmaktadır.

Suriye meselesiyle Türkiye’nin sınırları içerisindeki toprak bütünlüğü İdlib’den göç etmek zorunda bırakılan insanlar arasına sızmalarla tehlike altında olabilir. Gerek ülkemiz içinde ve dışındaki gerekse sınırlarımızdaki güvenliğimizin sağlanması noktasında emniyet güçlerimiz ve milli istihbarat teşkilatımız tarafından gereken tedbirler şüphesiz alınmaktadır. Ancak Türkiye ye doğru göçe zorlanan bu insanların içerisinde illaki özel yetiştirilmiş teröristlerin olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Güvenlik ve istihbarat güçlerimizin işleri eskisinden daha da zorlaşmıștır..

Türkiye Rusya ile İdlib meselesini çözmeye çalışırken bir taraftan da sınırlarımız içinde ve sınırlarımızın dışında her yönden güvenlik sorunumuz had safhada devam etmektedir. Türkiye bugün İdlib’e yönelmişken başka bir bölgeden ne olacağının garantisi yoktur.

Rusya hem Türkiye’nin yanında hem değil görüntüsü içerisindedir. Rusya ile ilişkilerimiz yıllar yılı bıçak sırtında süre gelmiştir. Uluslararası ilişkilerde daima çıkarlar söz konusudur. Türkiye açısından baktığımızda, Uluslararası ilişkilere biraz da olsa duygusal olarak yaklaşıyoruz diyebiliriz. Rusya Suriye rejimine desteğini eksiltmeden arttırarak vermeye devam ediyor. İdlib’ deki ayrılıkçı çatışma sürecinden ABD, Rusya, Israil, İran ve dahi Türkiye hepsi zarar görecektir. Orada yapılması gereken ortak bir mutabakat sağlanarak buradaki krizi masada çözüme ulaştırmak olacaktır. ABD’nin orada ki terör örgütünü desteklemesi ve bu grubu petrol yataklarının yanına konuşlandırması. Rusya’nın Suriye rejimine destek vermesi. Bölgedeki karşılıklı restleșme ve çatışma sürecini bugün içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürüklemiștir.

Rusya ile ilişkilerimizin bozulmaması gerektiği bilinciyle. Hatırlarsanız Sn.Cumhurbaşkanımız Idlib’de barış askerlerimizin şehit olmasının ardından “muhatabımız Rusya değil rejimdir” diyerek gereken cevabı vermiş ve Şubat sonuna kadar rejime süre tanımıştı.

Türkiye günlerdir İdlib’de hem insani bir krizin hem de kendi açısından sınır güvenlik sıkıntısının söz konusu olduğu noktasında AB’yi, BM’yi, Nato’yu, Rusya’yı, İran’ı ve hepsinden önemlisi Suriye ve Esed’i uyarıyordu. Saydığım ülkelerden hiç biri Türkiye’den bu hamleyi beklemedi. Zannettiler ki Türkiye yine sessiz kalacak. Değil mi ki 36 yiğit evladımız rus uçakları tarafından açık hedef gösterilerek şehit edildiler işte o an Türkiye’nin sabrının tükendiği ve bittiği zamandı. Türkiye şimdiye kadar diplomasiyle bölgedeki sorunlara çözüm bulmaya çalıştı ancak bu saatten sonra aldığı kararların geri dönüşü olmayacaktır.

Türkiye Bahar Kalkanı Harekatıyla Rusya, İran, Suriye, BM, Avrupa, Nato ile iç ve dış bölücü mihraklara karşı saha da Milli Savunma Bakanlığı ile TSK asker gücünün yanısıra, harekatta kullandığı yerli ve milli silah gücünüde anlaşılır şekilde göstermiştir. İdlib sahasında genel bir temizlik yapmış, Suriye rejim güç ve unsurlarına ağır hasarlar verdirmiştir.

Türkiye tüm provokasyonlara rağmen askeri, siyasi, ekonomik sorumluluğu üzerine alarak İdlib’de kararlı bir şekilde yolunda ilerlemektedir.

Suriye sorunu ancak Suriye topraklarında çözümlenebilir. Suriye sınırları içinde üretilen bir çözümle ve Uluslararası diplomasiyle bu sorunu yine baş aktör olarak Türkiye çözecektir. Türkiye Suriye’den artık çıkamaz çıkmamalıdırda. Çünkü Suriye sorunu Türkiye’nin güvenlik meselesidir.
Suriye sorunu tek taraflı bir sorun değil, Avrupa Birliği’nin de hatta Nato’nun da büyük bir sorunudur.

Türkiye diplomasiyi sonuna kadar kullanarak yine gerekmedikçe askeri bir harekata gerek duymadan başarılı ve çözüm odaklı bir stratejik diplomasiyle belki oluşturulacak yenilenmiş bir İdlib güvenli bölgesiyle olayı çözecek tek güç olacaktır.

Bu saatten sonra kaynayan kazana dönüşen Ortadoğu’da, ne İdlib, ne Libya ne de başka bir bölgede, neresi olursa olsun artık kalıcı bir barış sağlanması mümkün gibi görünmüyor. Bütün bu karmaşa ve karışıklığa rağmen, Türkiye’nin bugünü ve geleceğinin güvenliği açısından bölgeden en az zararla çıkmak durumunda olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

ABD ve Rusya’nın kozuna karşılık Türkiye’ nin de bu göç meselesinde sınırları açması yetmez. Avrupa ve dolayısıyla Yunanistan’ın tutumuna karşılık Edirne Yunan sınırında bekleyen çoluk, çocuk, yaşlı, engelli tüm düzensiz mültecilerin mağdur olmaması ve ülkemizin güvenliği için iyi bir çözüm üretmeli ve bu çözümü koz olarak kullanmalıdır. Rusya Türkiye’nin ABD ile yakınlaşmasını kesinlikle istemiyor. Bu bağlamda Türkiye dış politikada ilişkiler kuracağı ülkeleri ve onlara karşı kullanacağı kozu da iyi belirlemelidir.

Türkiye düzensiz mültecilerin göç sorununu Avrupa’ya yönlendirme yaparak olayı kendi lehine çevirmiştir. Avrupa’nın korkulu rüyası Ortadoğu’dan Avrupa’ya göçün gerçekleșmesi ve bunun sonucu olarak da beraberinde Avrupa halkları içinde ırkçılığın tırmanışa geçmesidir. Avrupa şimdi bu korkusuyla karşı karşıyadır.

Tüm sınırların düzensiz mülteci geçişine açılarak BM ve Avrupa’ya gereken dersin verilmesi açısından (önceden yapılıp yapılmama gereğide tartışılabilir olsa da) gerçekten yapılabilecek en iyi hamleydi.

Türkiye bu vesileyle toprakları içinde yaşayan mültecilere de istedikleri takdirde Avrupa’ya geçebilecekleri serbestliğini de vermiştir.

Avrupa Yunanistan’ı bir güç kalkanı gibi kullanarak, Yunanistan eliyle kapılarını düzensiz mültecilere açmamakta kararlı gibi görünsede artık geri dönüş söz konusu değildir. Hep birlikte göreceğiz Yunanistan kapıları düzensiz mültecilere açılacak ve Avrupa sorun olarak gördüğü bu insanları, insan hakları açısından mecburen kabul etmek durumunda kalacak. Avrupa düzensiz mültecilere; zor gibi görünüyor olsa da, ya çeşitli ve bilindik ülkelerce işgal edilen ülkelerinde, yaşam şartlarının iyileştirilmesi ve özgürce yaşamaları için imkanlar sağlanarak, tersine dönüş yaptırılacak veya sözde insan hakları timsali Avrupa topraklarında kendilerine ayrılan bölgelerde yaşamaları için imkan sağlanacak.

Türkiye’ye her platformda barış ve insan haklarından dem vurarak hadsizce ders vermeye çalışan Avrupa’nın ve sözde geçerliliği olan Avrupa Birliği’nin gerçek yüzünü dünya en acımasız haliyle görmüştür. Göç olayıyla Türkiye’nin imkan vermesi üzerine, her zaman bize insan hakları dersi vermeye kalkan Avrupalılar buyursun işte kapılarında bekleyen düzensiz mültecilere göstersinler, insan haklarının ve barış kelimesinin ne anlama geldiğini de görelim.

Ne Rusya’nın ne Amerika’nın ne Avrupa’nın baskılarına rağmen sonuçları Türkiye’nin lehine olmadıkça bu karardan dönülmemelidir.

Hükümetler gerekeni yapmalıdır yaparlar da. Hükümetimizde öyle yapmaktadır. Ancak milletimizde bu noktada birlik ve beraberliğini bozmadan, sınırları dışında kaynayan kazanın söz konusu olduğunun bilinciyle teyakkuzda olmalıdır. Her türlü kışkırtmaya, baskılara rağmen itidalli olmalı, hükümete güvenlik ve istihbarat güçlerine çok yönlü desteğini her durumda sürdürmelidir. Şimdi daha da birlik bütünlük olmamız gereken bir evreden geçiyoruz.

Kara ve Hava koordinasyonuyla Türk Silahlı Kuvvetlerimiz İdlib’de Bahar Kalkanı Harekatıyla muazzam bir tarih yazmıştır. Bu başarı bizim şehitlerimiz ve şehadete hazır şekilde şahlanan evlatlarımızın başarısıdır. Dünyanın hiç bir ülkesinde olmayan asker gücümüz ile bir kez daha başta Amerika ve Rusya olmak üzere inanılmaz savaş hamleleri ve taktikleriyle Türk askeri örnek olacak ve gıpta ile bakılacak bir güç unsuru olduğunu, bir kez daha tüm dünyaya kanıtlamıştır. Mehmetçiğimizin insan üstü gayretinden dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ile ne kadar onurlansak, gururlansak yeridir az bile gelir. Dünya ülkelerine sesleniyoruz “aklınız varsa Türk askerimizin ve Onun arkasında iman gücüyle duran Milletimizin karşısına çıkmazsınız”.

Bugün barış için bulunduğu İdlib. yarın Suriye, yarın Ortadoğu dünyanın neresi olursa hiç fark etmez. Yeter ki Türk milletinin sinir uçlarıyla ve kodlarıyla oynamayın. Kimsenin de haddi olamaz. Vatan topraklarında, Çanakkale’de, Kore’de… Cenk etmiş yiğit dedelerin.. ninelerin.. Yiğit torunlarıyız Biz.

Aslolan Vatanımızın toprak bütünlüğü ve egemenliğimizdir. Rabbim Milletimize esaret acısı yaşatmasın. Vatanımız, Milletimiz, Devletimiz var olsun.

Şehadet şerbetini içmiş ve Rahmeti Rahmana kavuşmuş İdlib şehitlerimizi ve nicesini rahmet ve şükranla yad ediyorum. Şehadetleriyle acıları yüreklerimize hançer gibi saplanmıştır. Onlar hepimizin evlatlarıdır ve acılarımız ortaktır. Başımız sağ olsun.

Sevgi ve Saygılarımla
Nurcan KONGUR


YORUMLAR
  • yorum2020-03-06 12:12:30Mehmet Bilici

    Yazarın bütün yazılarını okuyorum.Sin zamanlarda yeni yazılarını sabırsızlıkla bekledigim bir köse yazarı. Olaylara objektif bakan kalemini ve yüreğini satmamış bu tür kişiliklere çok ihtiyacımız var.Kendisini kutluyorum.Basarilarunin devamını dilerim.

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık