İsmail TEKPINAR (Siyasetci / Yazar)

İlahiyatçılar, Gülenizm Ve Cemaatler


İsmail TEKPINAR (Siyasetci / Yazar)
19 Ağustos 2016 Cuma 12:37

15 Temmuz’da bir istiklal mücadelesi verdik. Millet olarak herhangi bir cemaate mensup olan da olmayan da meydanlara çıkarak ülkemize sahip çıktık. Günlerce meydanlarda asker gibi nöbet tuttuk. Bu satırların yazarı da o nöbetleri tutanlardan biriydi.

Fetö’nün darbesini savuşturduk, fakat darbe sonrasında maalesef garip durumlarla da karşılaştık. Örneğin değişik Tv programlarında ne hikmetse fetöcülerle, Ehl-i sünnet cemaatler aynı kefeye konularak cemaatler aşırı şekilde tenkit ediliyor.

Bu yönüyle Fetöcü ve işbirlikçileri tüm Ehl-i sünnet cemaatlere ve İslama karşı insanları soğutarak darbe vurmuş oldular. Tv yayınlarında maalesef cemaatleri tenkit edenlerin büyük bir kısmı da ilahiyat hocalarıdır.

15 Temmuzda darbe karşıtlığı yapanların çoğu Ehl-i sünnet cemaat mensubuydu bu asla göz ardı edilmemelidir. İlk gece sokağa çıkanlarda onlara intisaplı insanlardı.

Tüm Ehl-i sünnet cemaatlere, tarikatlara; fetöcülerle aynıymış gibi muamele ettirilmeye çalışan bir takım akıllar var...

Bu asla böyle olmamalı beyaz taşla pirinç ayırt edilmeli yoksa maazallah dişinizi kırar.

Ehl-i sünnet cemaatlerin ve tarikatların, risale-i nurun yegâne gayesi insanların taklidi imanlarını tahkikiye çıkarmaktır ve insanlara İslamı en doğru kaynaklardan Kurandan ve sünnetten öğretmeye yöneliktir çalışmaları bu yöndedir.

Şunu da söylememiz gerekir ki, ilahiyat fakülteleri kuruldukları yıldan itibaren Türkiye’nin ihtiyaçlarını maalesef karşılayamamışlardır.

İlahiyat Fakülteleri kuruldukları tarihten itibaren bozulan itikadı düzeltmek, ibadetten uzaklaşan halkı yeniden ibadetlere yönlendirmek, bozulan ahlakı düzeltmek için beklediğimiz faaliyetlerini hiç yapmamışlardır.

Gerçi ferdi olarak bazı hocalarımızın çalışmaları var. Bunları inkâr etmiyoruz. Fakat kurum olarak ilahiyatlar istenenleri gerçekleştirememiştir.

Peki öyleyse ilahiyat ne yapmıştır ve şimdi ne yapıyor? İsmet İnönü’nün iktidarda olduğu 1948’de ilahiyatlar kurulurken, irtica ile mücadele için kurulmuştur. (Bkz: Ankara Ün. İlahiyat Fak. Dergisi. 1989, C, XXXI, s, 8, 9, 10). O zamanlar irtica neydi biliyorsunuz: Nurculuk, Tarikatler ve cemaatler. İlahiyat camiası o günden bu güne Ehl-i sünnet cemaatlere hep mesafeli olmuş hatta bu cemaatlere düşmanlık bile yapmıştır.

Örneğin Neda Armaner Nurculuk aleyhinde kitap yazmış ve bu kitap ilahiyat fakültesi tarafından neşr edilmiştir. (bkz: http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/634.pdf)

Ali Fuat Başgil merhum ilk ilahiyat fakültesi açıldığında, “Bu ilahiyatlardan din âlimi çıkmaz, din tenkitçisi çıkar” demişti. ( bkz: Ali Fuat Başgil, Din ve Laiklik, Yağmur Yayınları,)

Hakikaten de merhumun dediği gibi ilahiyat camiası, Ehl-i sünnet kültürünü ve Ehl-i sünnet âlimlerini hatta İmam-ı A’zam, İmam Şafi gibi büyük müçtehitleri, İmam Buhari gibi büyük hadisçileri tenkitte yoğun bir çaba harcamışlar, mezhepsizliği savunmuşlar, doğru dürüst Arapçası olmayan talebeleri içtihat yapmaya teşvik etmişlerdir.

Birçok ilahiyat hocalarının Ehl-i sünnet karşıtlığını empoze ettiklerini gerek programlardan gerekse okuyan arkadaşlarımdan defaâtle işitmişimdir.

Geçmişteki Büyük zatları itikadi meselelerde milletin önünü açan imam Azam, imamı Buhari, imamı Müslim, İmam Şafii. vs gibi büyük şahsiyetlere saldırıyorlar itikadi bozuk olanlar.

İlahiyatçılar önce kendilerine çeki düzen verip, mezhepsiz yapılarını bırakıp, Ehl-i sünnet olmaları lazım gelirken, şimdi darbeye karşı çıkan Ehl-i sünnet cemaatlere düşmanlık etmektedirler.

Bu konuda da yuları ecnebilerin elinde olan ve Ehl-i sünnet çizgiden çıkmış fetöyü bahane ediyorlar. “Cemaatlerle mücadele edelim mercek altına alalım” diyerek cemaatlere yıllardır darbe vuran fetöcülerin ekmeğine yağ sürmektedirler.

Gülen’in “ben nurcu değilim bana nurcu denilmesinden de rahatsız oluyorum” dediğini konuyla ilgilenenler bilir. Feto ben nurcu değilim dediği halde, vaazlarında olsun, kitaplarında olsun açıkça Üstad Bediüzzamandan veya Risalelerden bahsetmediği halde, bazı çevreler onu nurcuların lideri olarak lanse etti.

Şimdi yine bazı çevreler onu bahane ederek, bütün nurculara darbe vurmak istemektedirler. Nurculuk 1926’da ortaya çıkmış, günümüze gelinceye kadar içlerinden küçük bir gurup hariç siyasetle uğraşmamışlardır. Eğer nurcular tehlikeli olsalardı şimdiye kadar tehlikeli oldukları belli olurdu. Ne Üstad Bediüzzaman ne de talebeleri geçmişte o kadar zulme uğramalarına rağmen devlete başkaldırmak gibi bir faaliyetleri olmamıştır.

Üsdat derki benim risale-i nur talebelerim bu memleketin jandarmasıdır, polisidir diyerek bahseder. Eserlerinde gidinde devlete yerleşin devleti içerden ele geçirin batıya hizmet edin darbe yapın devletle çatışın dememiştir.

Eğer orijinal eserlerinde böyle bir ibare bulan varsa gelsin iki parmağını gözüme soksun! 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık