Bera Zeyneb TÜRKMEN

İnsanat Bahçeleri (Human Zoos)


Bera Zeyneb TÜRKMEN
14 Nisan 2020 Salı 21:21

Ziyaretçilerine daha önce görmedikleri hayvanları tanıtmak, nesli tükenmekte olan türleri korumak amacıyla kurulan hayvanat bahçelerinin yaklaşık 64 yıl öncesine kadar insanlar için de oluşturulduğunu duymuş muydunuz?

Hayvanat bahçelerinin mimarı olarak bilinen vahşi hayvan tüccarı Alman Carl Hagenbeck 1874'te bahçesinde bulunan hayvanların arasına Afrika'dan getirdiği yerlileri de eklemeye karar verir. Bu fikirle insan hayvanat bahçelerinin (insanat bahçeleri) temeli atılmış olur.

İnsanat bahçeleri; halkı eğlendiren, diğer toplulukların ilkelliğine vurgu yaparak Batı insanına haz duygusu veren, çok ilgi çeken ve iyi bir ticari gelir getiren yer olmaya başlayınca Avrupa ve Amerika’da yaygınlaştı. Belçika, Fransa, Hollanda, İspanya, Macaristan, Almanya, İtalya, İsveç ve ABD başta olmak üzere ülkelerin birçok önemli şehrinde insanat bahçeleri kuruldu. Bu bahçelerde Afrikalılar, Kızılderililer, Asyalılar, Aborjinler, Hintliler, Eskimolar ve Batılı olmayan çoğu etnik gruptan insanlar kafeslere ve dikenli tellerle çevrili bahçelere kapatılıp tıpkı hayvanlar gibi çıplak ya da yarı çıplak olarak sergilendiler. Bir kısım bilim adamı bu insanları ‘‘İnsanoğluna en yakın varlıklar, vahşi insanlar, ilkeller’’ şeklinde tanımladılar. Televizyonun henüz icat edilmediği bir dönemde uzaktaki topluluklar hakkında hiçbir fikri olmayan insanlar, insanat bahçelerine büyük ilgi gösteriyordu. 1931 yılında bile, Eyfel Kulesi'nin altında kurulan insanat bahçesini yaklaşık 1 milyon insan ziyaret etti.

İnsanat bahçelerinde bulunan insanlar yetersiz beslenme, aşırı soğuk ve metabolizmalarına yabancı gelen virüslerin neden olduğu hastalıklar neticesinde can veriyorlardı. Ne yazık ki ölen insanlar dahi insanat bahçelerinde sergileniyordu. Aralarında adı ‘‘dost’’ anlamına gelen Ota Benga’nın hayatı, Prof. Pamela Newkirk’in bir kitabına konu olmuştur. Ota Benga bir Afrika pigmesiydi. Evliydi, iki çocuğu vardı. 1904 yılında ailesine yiyecek getirmek için ava gittiği bir gün geri döndüğünde yaşadığı köyün talan edildiğini, eşi ve iki çocuğu dâhil olmak üzere kabilesinin katledildiğini gördü. Amerikalı misyoner Samuel Philips Verner tarafından yakalandı. Ota Benga yerel bir gelenekten dolayı dişlerini törpülediğinden farklı sivri dişlere sahipti. Verner'ın dikkatini çeken Ota Benga, zincire vurularak Amerika'daki insanat bahçesine götürüldü. Maymun, goril, orangutan ve şempanzelerle aynı kafese kapatıldı. Kucağında maymunla dolaştırıldı, orangutanlar ile güreşmeye zorlandı. Ziyaretçiler Ota Benga’yı görmek için 25 Cent, onu gülerken görmek için 30 Cent ödüyordu. Bu nedenle Ota Benga gülmeye zorlanıyor, gülmeyince kırbaçlanıyordu.

En son 1956 yılında Belçika'da kurulan insanat bahçeleri, ırkçı ve onur kırıcı uygulamalara dair sesler yükselmeye başlayınca, bazı kurumların da baskısıyla popülerliğini yitirerek kapatılmaya başlandı. Ota Benga da serbest kaldı… Dişlerine dolgu yapıldı, bir fabrikada çalıştırıldı. Medenileştirme hareketine maruz bırakıldı. Fakat o, aşağılanma ve hırpalanmanın getirdiği ruhsal çöküşten kurtulamadı. 1916'da kendini kalbinden vurarak intihar etti.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık